Sigorta mevzuatımızın dağınık olması, kendi içinde eşitlik kuralının bozulması ve yüksek prim ödeyen emeklilerin aylıklarının korumasız kalması, bir sistem sorununa dönüşmüştür. 2016 yılına kadar taban aylıklar asgari ücretin üzerinde ödenirken, son yedi yıldır denge bozulmuş ve taban aylıklar asgari ücretin yüzde 66’sına karşılık gelmektedir. Görüldüğü gibi, emeklilerin gelirlerinde giderek küçülen bir aylık hesaplaması söz konusudur. Kamu işçileri gelirlerini ve sosyal yardımlarını toplu pazarlık sistemiyle geliştirirken, kamu çalışanları ve emeklileri ise, toplu sözleşme ile pazarlık masasında haklarını savunmaktadır.
Tek korumasız kalan kesim ise, SSK ve BAĞ-KUR emeklileridir. Bu iki gruba toplu pazarlık hakkı tanınmadığından, emekli aylıklarına yapılan zamlar TÜİK enflasyonuna endekslenmiştir. Emeklilerin sendikası ve toplu pazarlık hakkı olmadığı gibi, emekli aylıkların hesaplanması ve artış sistemi de karmaşık bir yapıda bulunması, emekli aylıklarının küçülmesinde en temel etken olmuştur.
Asgari ücretin oldukça altında kalan gelir ve aylık ödemeleri ile giderek yoksullaşan bir kesim olan emeklilerin kök aylıklarının iyileştirilmesi yerine, en az aylık ödemesi getirilmiştir. Prim kazançları ve prim ödeme gün sayılarıyla hiçbir ilişkisi olmayan en az aylık ödemesi ile emekli aylıkları arasındaki makas da daralmıştır.
Ne yapılmalı?
Sosyal güvenlik mevzuatımız yaz boz tahtası olmuştur. 12. Kalkınma Planı Özel İhtisas Komisyonu Toplantısında, sosyal güvenlik sistemimizin aylık hesaplamalarının zayıf kalmasına ve emekli aylıklarındaki kayıplara çözüm getirilmesi istenmiştir. Emeklilerin tek beklentisi var. Prim kazançları ve gün sayılarına göre adil bir aylık hesaplama sistemi getirilmelidir. Bu yapılmadığı sürece, emekli aylıklarında eşitlik kuralı sağlanamaz. Hükümete çağrımız: Sosyal güvenlik sistemimiz yeniden düzenlenmeli; memur, işçi ve bağımsız çalışanlar için eşitliği esas alan aylık hesaplaması ve artış sistemi yeniden belirlenmelidir.




