2000 sonrası dönemde, çalışanlar ve emekliler arasında var olması gereken denge gözetilmeden zamların belirlenmesi, tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Seçim öncesi vaatler, toplumda büyük bir beklentiye yol açtığından, verilen sözler yerine getirilmelidir. Siyasi partilerin ücretli ve emekli kesimlere yönelik vaatlerinin başında memur aylıklarının 22 bin liraya yükseltilmesi ve buna paralel olarak da emekli aylıklarının iyileştirilmesi gelmiştir.
AK Parti ve ittifak ortakları seçimlerden başarıyla çıkmasıyla birlikte, bütün dikkatler hükümetin atacağı adımlara çevrildi. Seçim sonrasında yapılan ilk değerlendirmelerde, emeklilerin aylıklarında yapılması gereken iyileştirmeye yönelik ciddi bir çalışmanın olmaması, emekli kesimlerde burukluğa neden olmuştur. Kamu çalışanlarına yapılacak ek iyileştirmenin emeklilerden esirgenmemesi gerekir.
Böyle bir düzenleme, çalışan ve emekliler arasında ücret uçurumuna neden olacağından, her iki kesime bütünlük içinde bakılmalıdır. Türkiye Emekliler Derneği, sosyal güvenlik sisteminin istikrarlı ve eşitlik temelli yönetilmesi için her dönem hükümetlere çağrıda bulunmuş; emekli aylıklarının tek bir sistem üzerinden hesaplanmasını savunmuştur. Üzülerek belirtmeliyiz ki, emekli aylıklarının hesaplanmasında ve artışında adil bir sistem kurulamadığından, emekli aylıkları yetersiz kalmış ve geçim özelliğini yitirmiştir. Zorunlu temel ihtiyaç maddesi olan gıda maddelerine erişimin zorlaştığı ve kiraların böylesine yükseldiği hiçbir dönem yaşanmamıştır. Evi olmayan ve kirada oturan emeklinin aylığı, ev sahibi tarafından ipotek altına alınmıştır. Emekli aylıklarının hesaplama sisteminde yapılan değişikliklerin faturası emeklilere kesilmiş; en az aylık ödemesi sistemi bozan bir ödeme biçimine dönüşmüştür. 2019 itibariyle getirilen bir sistem olan en az aylık ödemesinin Nisan 2023 tarihinde 7.500 TL’ye yükseltilmesine rağmen, bugün için hiçbir değeri kalmamıştır.
Hükümetin bu gerçeği görmesi ve emekli aylıklarına seyyanen iyileştirme yapması gerekir. Emeklinin buruk ve mutsuz olmasına seyirci kalınamaz. Emekli geçim zorluğu yaşıyorsa, devletin emekli aylıklarını iyileştirme görevi vardır.
Kök aylıklar düşük kalınca, en az aylık ödemesi emekliler için bir çözüm aracı olmamıştır. Sorunun çözümü için iki seçenek vardır. Birincisi; seyyanen zam yapılarak kök aylıklar yükseltilmelidir. İkincisi; alt sınır taban aylık bağlama oranı en az yüzde 70 olarak yeniden belirlenmelidir. Her iki seçenek dışında çözüm aranması, emekli aylıklarını giderek azaltmış ve emekliler de bir birinin aylığını kıyaslar duruma gelmiştir. Haksız da değiller.
Yüksek prim kazancı ve prim ödeme gün sayısına sahip olan emeklilerin de mevcut sisteme göre aylıkları düşük kalmıştır. Üç yıl öncesine göre net asgari ücretin üç katını alan bir emekli, bugün 1,5 katını alamaz duruma gelmiştir. Sosyal güvenlik, aynı zamanda bir hesap ve adalet işidir. Hesapların parametreleri sürekli değişmiş ve emekli aylıkları karmaşık bir yapıya dönüşmüştür.
506 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve 2000 sonrası dönem için getirilen 4447 ve 5510 sayılı Kanunların hükümleri, emeklileri cezalandıran ve aylıklarını düşüren bir sistemi öngörmüştür. Bugün, bu iki kanun, emekli aylıklarında ciddi kayıpları getirmiş ve emekliler milli gelirden en az payı alır duruma gelmiştir.
Ne yapılmalı?
Bu sorunun çözümünün cevabı net olmalı. 2000 sonrası emeklilerin intibakı yapılmalı, ödenen prim kazançları ve prim gün sayılarına göre, 2000 öncesi dönemde olduğu gibi gösterge sistemine dönülmeli, kendi içinde kademeli aylık bağlama oranı benimsenmelidir.
Böyle bir sistem kurulduğunda, mevcut sorunların çözümü de kolaylaşacaktır. Kısaca, sosyal güvenlik ve sosyal devlet, emeklisine gelecek güvencesi sağlamakla yükümlü olduğundan, mevcut sistemde değişiklik yapılmalı ve emeklilere insanca yaşamaya yetecek aylık ödenmelidir.




