ekonomik kriz
Haberler

Emekliler, sorumlusu olmadığı bir ekonomik krizin faturasını ödememeli!

2000’li yılların başında Türkiye ekonomisi enflasyonla mücadelede önemli mesafeler kat etmişti. Yıllık enflasyon oranları tek haneli rakamlara kadar inmiş, istikrarlı bir dönem yaşanmıştı. Ne var ki 2010’lu yılların sonlarına doğru döviz kurlarındaki şiddetli dalgalanmalar, artan maliyetler ve özellikle 2018 ekonomik krizi ile birlikte enflasyon yeniden kontrolden çıktı. Bu tarihten itibaren enflasyon, toplumun her kesimini derinden etkileyen kronik bir soruna dönüştü.
Aralık 2017’den Aralık 2025’e kadar geçen tam 96 ay (8 yıl) boyunca TÜFE oranı kesintisiz olarak çift haneli seviyelerde seyretti. 2017’de %11,92 ile başlayan bu süreç, 2018’de %20,30’a, 2021’de %36,08’e, 2022 ve 2023’te ise %64’leri aşan rekor seviyelere ulaştı. 2024’te %44,38 ve 2025’te %30,89 ile hâlâ çift haneli seyreden enflasyon, emeklilerin sabit gelirini her geçen gün daha fazla eritti.Bu uzun enflasyon maratonunda en ağır yükü taşıyan kesim hiç şüphesiz emekliler oldu. Emekli aylıkları enflasyon, büyüme ve refah payı dikkate alınarak belirli ölçüde güncellenirken, 2018’de başlatılan bayram ikramiyesi bu kuralın tamamen dışında tutuldu. İlk ödendiği dönemde asgari ücretin yaklaşık %62’sine denk gelen ikramiye, bugün aynı oranın %14-18’lere kadar geriledi. Döviz ve altın bazındaki alım gücü ise 8 yılda dramatik şekilde eridi. Bir zamanlar anlamlı bir katkı sağlayan bayram ikramiyesi, artık sembolik bir rakama dönüştü.
Emeklilerimiz, ne 2018 kur şokunun, ne yüksek enflasyon politikalarının, ne de döviz krizlerinin sorumlusu değildir. Aksine, yıllarca prim ödeyerek, vergi vererek ve alın teriyle bu ülkenin ekonomisine katkı sunmuş, bugün ise sabit gelirle geçinmeye çalışan bir kesimdir. Artan gıda, kira, enerji ve temel ihtiyaç giderleri karşısında geçim sıkıntısı çeken emekliler, sorumlusu olmadığı bir ekonomik krizin faturasını ödememelidir.
Anayasamızın eşitlik ilkesine (md. 10), insan onuruna yaraşır yaşam hakkına (md. 17), sosyal güvenlik hakkına (md. 60) ve yaşlıların korunması ilkesine (md. 61) göre devlet, emeklilerini enflasyonun tahribatından korumakla yükümlüdür. Uluslararası sözleşmelerde de yaşlılara pozitif ayrımcılık öngörülmektedir. Bayram ikramiyesinin reel değerini korumak, sadece bir “ikram” değil, aynı zamanda adalet ve hakkaniyet gereğidir.
Türkiye Emekliler Derneğimizin Kamu Denetçiliği Kurumu’na yaptığı başvuru, bu gerçeği bir kez daha gözler önüne sermektedir. 96 aydır süren çift haneli enflasyonun emekliler üzerindeki yıkıcı etkisini ortaya koyan bu başvuru, ikramiyenin günün ekonomik koşullarına göre objektif kriterlerle artırılması talebini haklı kılmaktadır.
Emeklilerimiz, ülkenin refahından payını almayı hak ediyor. Bayram ikramiyesi gibi sosyal desteklerin reel değerini korumak, sadece emekliler için değil, toplumun genel huzuru ve sosyal barışı için de zorunludur. Sorumlusu olmadıkları krizlerin bedelini ödemeye devam eden emeklilerimizin sesine kulak verilmeli, bayram ikramiyesi “sembolik” olmaktan çıkarılıp gerçek bir sosyal hak haline getirilmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir